TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNDE YENİ İŞBİRLİĞİ VE DİYALOG ARAYIŞLARI
Şule KILIÇARSLAN / Sosyolog, ( Düşüncelerinizi e-posta ile bildirebilirsiniz e-posta: sule@gezinet.net )

 

"Bir problemin sırf açıklanabilmesi, çoğu kez onun çözümünden çok daha önemlidir; çünkü, bu çözüm basit matematiksel veya deneysel bir beceri olabilir. Yeni sorular sorabilmek, yeni imkanlar ortaya atmak, eski problemleri yeni bir açıdan görmek, hayal gücüne ihtiyaç gösterir ve bu, bilimde gerçek ilerlemenin işaretidir". Albert EINSTEIN
Türkiye ve Batı kamuoylarını son dönemde meşgul eden sözde Ermeni Soykırımı iddiaları orta ve uzun vadeli sonuçları itibariyle, ülkemizin Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinin yol ayrımında kazandığı ivmedeki yeni perspektiflerin olumsuz yönde irdelenmesine sebebiyet vermektedir. XX nci yüzyıl sonunda ideolojinin öncü aktörü konumundaki Sovyetler Birliği, geçtiğimiz yüzyılda kansız bir transformasyon süreci ile sona ermiştir. Bu yeni süreç içerisindeki politik, ekonomik, askeri ve sosyo-kültürel çevrimler platformunda yükselen değerler olarak ön plana çıkan, parlamenter demokrasi, liberal ekonomi ve insan hakları kavramlarının şekillenmesinde Avrupa Merkezcilik yaklaşımları, Urallar?ın doğusunda yer alan Avrasya-Pasifik jeopolitiğine hakim klasik, Doğu-Batı ayrımını da farklı boyutlara taşımıştır. Buna mukabil, yeni liberal demokratik ülkelerin, Müşterek Avrupa Evi'ne yakınlaşma stratejilerine hakim optimist projeksiyonlar içerisindeki istikrar ve barış arayışlarına mukabil olarak, Soğuk Savaş sonrasında Kafkaslar Bölgesinde komşu olan Ermenistan ve Türkiye'nin dış politikalarındaki muhtemel tutumları aksi yönde gelişmiş, 1 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığına kavuşan Ermenistan'ı uluslararası hukuk açısından ilk tanıyan ülkeler arasında Türkiye'nin yer almasına rağmen, diplomatik ve ekonomik ilişkiler arzu edilen seviyede gerçekleşmemiştir. Kafkaslar bölgesindeki kaos ortamında Ermenistan'ın Azerbaycan toprakları içerisindeki Dağlık Karabağ bölgesini işgali, Türkiye-Ermenistan dış politikasında arzu edilmeyen bir escalation-tırmanma sürecinin gündeme gelmesine yol açmıştır.

İkinci önemli tespit olarak, yeni bin yılın başlangıcı, akademik açıdan irdelendiğinde uluslararası ilişkiler literatüründe özetle, Tarihin Sonu, Yeni Dünya Düzeni, Küreselleşme, Neo-Liberalizm, Medeniyetler Çatışması, Mikro-Etnik Milliyetçilik, Kuzey-Güney Uçurumu, Yükselen Anarşi, Terörist ve Haydut Devletler vb. farklı hipotezlerin çatıştığı yeni ideolojik tanımlamaları da ön plana çıkarmıştır. Ancak, Soğuk Savaş döneminde, NATO İttifakı'nın Güney Kanadında yer alan Türkiye?nin algıladığı güvenlik projeksiyonları açısından bölgesel dengeler analiz edildiğinde, Kafkaslar sınırında Rusya'nın dağılmasıyla ortaya çıkan Karabağ ve Çeçenistan Savaşları'nın neden olduğu kriz ve gerginlik ortamı, dolaylı strateji olarak Orta Doğu?nun istikrarsızlığını da bölgeye taşımıştır. Bir başka ifade ile , ayrılıkçı terörizm ve radikal dini fanatizmin sebebiyet verdiği konvansiyonel nitelikteki çatışmalar, Orta Avrupa'nın barış ve istikrara kavuşan siyasal dengelerinin aksine olarak, yeni siyasal ve askeri uyuşmazlıkları ön plana çıkarmıştır. Esasen, Rusya Federasyonu?nun yeni Yakın Çevre güvenlik stratejisi içerisinde, Avrasya Enerji Kaynaklarının, Batı ile entegrasyonu şansını ön plana çıkaran eski Sovyet güç kontrolünün devamı senaryosu içerisinde hareket etmesine bağlı olarak, AKKA- Avrupa Konvansiyonel Kuvvet Andlaşması hükümlerinin aksine olarak Ermenistan toprakları üzerinde yeni askeri üsler ve nüfuz alanları elde etmiştir. Kafkaslar bölgesinde Tarafların birbirlerine karşı olan güven eksiklikleri nedeniyle; Cumhurbaşkanı Demirel?in Kafkas İstikrar Paktı çağrısı, uygulamada işlerlik kazanamamıştır. Bu bağlamda şekillenen Conditionality-Şartlılık koşulları, siyasal-ekonomik işbirliği modelleri yerine , Kriz ve Çatışma parabollerinin egemen olduğu belirsizlik ve istikrarsızlık koşullarını ön plana çıkarmıştır. Bütün bu siyasal panorama, Türkiye Ermenistan yakınlaşmasındaki engeller olarak şekillenmiştir.

Bununla birlikte, Türkiye-Ermenistan diyalogundaki olumsuzluk penceresine yakından bakıldığında meselenin farklı temalara dayandığı varsayılmaktadır. Gerçekten, kronolojik olarak yaklaşıldığında İran-Arap-Roma-Bizans-Rus kültürleri tarafından değişik baskılara maruz kalan Ortodoks Gregorien inanca sahip Ermeni Cemaati'nin, Türklerin egemenliğinde itibar ve destek görerek, Millet-i Sadıka sıfatıyla en geniş ölçüde din ve vicdan hürriyetini idrak ettiği görülmektedir. Devlet idaresinde de yüksek düzeyde görevler üstlenen Ermeni tebaa Osmanlı Devlet Yönetimi altında başta güzel sanatlar olmak üzere, ticaret ve sanayi alanında yükselmişlerdir. Osmanlı idaresinde Ermeniler, 22 Bakanlık, 29 Generallik, 23 Milletvekilliği, 7 Büyükelçilik, 11 Başkonsolosluk, 11 Üniversite Öğretim Üyeliği, 46 Yüksek Rütbede memuriyet makamlarında görevler alarak, yüzyıllarca, Türk-Ermeni kardeşliğinin en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Ancak, Fransız Devrimi sonrasındaki milliyetçilik akımları, Rusya ve İngiltere?nin baskıları, sonuç olarak, XIX ncu yüzyılda Osmanlı Devletinin Anadolu?da başlattığı reformist hareketlere karşı bir dizi isyan sürecine neden olmuştur. Bundan sonra şiddetlenen ayaklanma hareketlerinin, 1914 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Ermeni tebaanın düşman ordusu ile işbirliği haline dönüşmesi karşısında, Meclis-I Mebusan?ın kararı ile, Ermeni Halk Zoraki Göç`e tabi kılınmıştır. Ermeni Komitacılar tarafından Türk Devlet adamlarına karşı başlatılan Fedai Hareketi ile düzenlenen suikast ve terörist faaliyetler vasıtasıyla Talat ve Halim Paşa?nın öldürülmüştür. Ermeni terör örgütleri, sistematik suikastler zincirini Soğuk Savaş döneminde ASALA terör örgütü ile sürdürerek, yüzlerce masum insanın yaralanmasına, yurtdışında 28 Türk

Diplomat ve Askeri personelinin şehit edilmesine de sebebiyet vermişlerdir.
Diplomatik ilişkiler açısından bakıldığında, Ermeniler?in Soykırım İddiaları, Kurtuluş Savaşı sonrasında başta ABD ve Lozan?da uluslararası toplum tarafından dikkate alınmamıştır. Sovyetler, Karadeniz?den Akdeniz?e uzanan Büyük Ermenistan ın kurulmasını hayalci bularak karşı çıkmışlar ve iki ülke arasındaki toprak meselesi 1921 Kars Andlaşması ile nihai çözüme ulaştırılmıştır. Ancak, Ermenistan yönetiminin Türkiye?ye karşı tırmandırmaya gayret ettiği sözde Soykırım İddiaları`nın, uluslararası yargı önünde tarihin muhakeme edilmesi iddialarını gündeme getirmiştir. Türkiye?nin Tazminata mahkum edilmesi suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti topraklarından toprak taleplerinin fiiliyata geçirilmesi olgusu, modern uluslararası hukuk kaideleri ve uluslararası ilişkiler mantığı ile ciddi çelişkiler arz etmektedir.

Nitekim, Ermenistan Haidat-Yüksek Mahkeme üyesi Seyran Başdayaryan Moskova?da düzenlenen 85.nci sözde Soykırım törenlerinde yaptığı açıklamada; Ermenistan?ın taleplerinin Türkiye?nin tüm insanlığa karşı işlediği soykırım suçu dolayısıyla mahkum olması ile sınırlı olmadığını, buna mukabil, Ermenistan hükümetinin söz konusu soykırımın diğer ülkeler tarafından kabulünü destekleyen yaklaşımın gerçekte katliamın hala ulusun kalbinde yaşadığı gerçeğini yansıttığı ve bu bağlamda Ermenilerin kurbanlarını hiçbir zaman unutacaklarını veya Batı Ermenistan ve Ağrı dağındaki topraklarından vazgeçeceklerini sanmadıklarını ifade etmiştir.

Buradan da açıkça görülmektedir ki, Avrupa Parlamentosu Konseyi, Rus Parlamentosu, Fransız Ulusal Meclisi. İtalyan, Yunanistan, Belçika, İsveç, Uruguay ve Arjantin Parlamentoları tarafından tanınan sözde Ermeni Soykırım iddialarının; uluslararası toplum vasıtası ile Türkiye'den toprak talebinde bulunulması, hukuken Birleşmiş Milletler rejiminin ruhuna ve lafzına aykırıdır. Buna karşılık, Başkan Clinton rejiminin, ABD Senatosunda yaptığı tarihi girişim ile siyasal düşüncelerin; uluslararası barış ve düzenin, sağduyu, iyi komşuluk ve uluslararası hukuka saygı ile mümkün olabileceğini ortaya koymuştur. Bu konu, tarihin yargılanması gibi bilimselliğe aykırı yaklaşımların hukuk ve dış politikanın eksenlerini teşkil edemeyeceği ön plana çıkmıştır. Görüldüğü üzere, Türkiye Cumhuriyeti, 15 yıldır kanlı PKK terör örgütü ile mücadelesinden sonra, çok ciddi boyutlarda tırmandırılmak istenen Ermeni Meselesi vasıtasıyla yıpratılma senaryosu ile karşı karşıyadır. Ancak, iki konunun fevkalade önem arz ettiğinin altının çizilmesinin bütün bu karamsar senaryoların aşılmasındaki en ciddi parametreler olduğu varsayılmaktadır. Öncelikle, Ermeni Diasporası tarafından yaratılmak istenen Türk Düşmanlığı hipotezi, Türkiye?de özgürce yaşayan Ermeni vatandaşlarımız tarafından desteklenmemektedir ve bu insanlarımız her türlü haksız suçlamanın dışında tutulmaktadır. İkinci olarak, Türkiye, Kafkasya?da, Ermenistan ile sorunlar yumağı içerisinde değil, çağdaş iyi komşuluk münasebetleri içerisinde yaşamakta arzulu ve kararlıdır. Bununla birlikte, mevcut krizin aşılmasında yeni bir diyalog sürecinin başlatılarak, toplumlararasındaki gerginliğin azaltılmasının çözümünün ilk ayağının kurulması önem arz etmektedir. İkinci önemli aşama ise, iki ülkenin birbirini tamamlayan coğrafi yakınlığındaki, Avrasya jeopolitiğinin enerji ve diğer ekonomik işbirliği potansiyelinin tamamlanmasında bir Köprü Ayağı oluşturulması suretiyle, harekete geçirilmesi mutlaka sağlanmalıdır.
Üçüncü yaklaşım ise, uyuşmazlık konusu olarak ön plana çıkarılmak istenen tarihsel iddiaların, müşterek bilim komiteleri ile araştırılması ve her iki Tarafın karşı karşıya kaldıkları haksızlıkları tarafsızca ve bilimsel esaslar dahilinde analiz edilmelidir.

Sonuç olarak, Kafkaslar Bölgesinin en stratejik noktasında sınır komşusu olan Türkiye ve Ermenistan arasında dostluk, karşılıklı olarak ve ortak paylaşım ilkeleri doğrultusunda karşılıklı güven ve istikrara dayalı ilişkilerin kurulması, iki ülke toplumunun küreselleşen dünya ile entegrasyonunu sağlayabilecek çok önemli bir köprüdür. Bu stratejik köprünün, kin ve nefret politikaları ile dinamitlenmesi, tüm Avrasya jeopolitiğini kargaşa ortamına sürükleyebilecek yeni sancılar ve uyuşmazlıkların yaratacağı tehlikeleri ön plana çıkarabilecektir. Kanaatimizce, mevcut tüm sorunların aşılarak, rasyonel politikaların yürütülmesi, Türk ve Ermeni toplumlarının, yeni bin yılda insan medeniyetine son derece başarılı katkılar yaratabilecektir. Geçmişte mutlu beraberlik, bu başarının en güç teminatıdır. Siyasal liderler, bölgedeki etkin demokratik sistemlerin yaşatılması, ekonomi ve sosyal refahın artırılmasının, kriz ve çatışma modelleri ile değil, hoşgörü ve uzlaşma, adalet ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel hukukun öngördüğü değerlerin çoğulcu demokrasi çatısı altında, karşılıklı saygıya dayalı bir dış ortamın yaşatılmasına katkıda bulunmayı kendilerine hedef edinmektedirler. Çünkü, her iki Tarafın karar mekanizmaları, ulus dışı iradelerin çıkarları doğrultusunda değil, kendi vatandaşlarını kriz ve çatışmanın şiddetinden ve emperyalizmin sömürüsünden korumak, ortak çıkarları olan meselelerde işbirliğine gitmek, anlaşmazlıkların sürekliliğini sona erdirecek en ciddi enstrümanlardır. Kanaatimizce, sağduyu bu sınavı aşacak ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni işbirliği ve diyalog süreci, kısa sürede başlamaması için sadece iyi niyet ve kararlığa ihtiyacı olduğunu, tarih bizlere ispat edecektir. E-mail: sule@gezinet.net