GELECEK “NANOTEKNOLOJİ” KULLANAN ŞİRKETLERİN OLACAK
John Dalton 1803’de atomların varlığı konusunda dünyayı ikna ettiğinden beri bilim adamları bunlarla bir şeyler yapmaya uğraşıyor. İşte nanoteknoloji, maddelerin yapılarına atomik düzeyde müdahale ederek maddenin molekül yapısındaki değişikliklerle bambaşka maddeler ve ürünler geliştirmeyi sağlayan bir bilim dalı.
Doğadaki bütün maddeler atomlardan oluşuyor. Atomları hareket ettirebilecek boyutlarda aletler geliştirilebildiği takdirde, doğadaki atomik dizilim taklit edilerek herşey kopyalanabiliyor. Yunancada cüce anlamına gelen nano, fizikte bir metrenin milyarda biri anlamına gelen ölçü birimi. Diğer bir anlatımıyla bir insanın saç telinin 80 binde biri büyüklüğünde olan parçaları birleştirerek yeni ürünler elde eden teknolojiye nano teknoloji deniliyor.
Doğadaki bütün maddeler atomlardan oluştuğundan, atomları hareket ettirtebilecek boyutlarda aletler geliştirilebildiği takdirde, doğadaki atomik dizilim taklit edilerek herşey kopyalanabiliyor. Çünkü maddeleri farklı kılan; en küçük birim olan atomların dizilişindeki çeşitlilik. Atomları hareket ettirebilecek bir teknoloji de bu çeşitliliğe bir ölçüde ulaşılabiliyor. Nanobilim çok küçük boyutlarda ortaya çıkan bu yeni davranışları kuantum kuramı yardımıyla anlamamızı sağlıyor.
Nanoteknoloji neden çok önemli? Bunun cevabı doğa tarafından hepimizin bildiği şu örnekle verilmiştir; kömür ve elması düşünün, aralarında tek fark karbon atomunun uzaydaki dizilişidir, eğer materyalleri atomik düzeyde değiştirmemizi sağlayacak bir teknoloji düşünürsek nanoteknolojinin önemini daha iyi kavrayabiliriz.
Günümüzde kullanılan üretim teknikleri, moleküler anlamda çok kaba tekniklerdir. Döküm, taşlama, tornalama vs. atomların büyük kitleler halindeki hareketlerine dayanır. Yapı taşları olan atomlar tek tek alınıp istenildiği gibi, üstelik de ucuza mal olacak şekilde birleştirilebilir. Bu gelişme özellikle bilgisayar sektöründe önümüzdeki yıllarda kullanıldığında tümüyle daha temiz, daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas ürünlerin üretilmesi mümkün olacaktır.
Nanoteknoloji vizyonunun ortaya çıkısını, 1959 yılında fizikçi Richard Feynman’ın malzeme ve cihazların moleküler boyutlarda üretilmesi ile başarılabilecekler üzerine yapmış olduğu “There's Plenty of Room at the Bottom” ( aşağıda daha çok yer var ) başlıklı ünlü konuşmasına kadar dayandırabiliriz. Nanoteknolojinin önemini “2000'li yıllarda insanlar geriye dönüp baktıklarında neden 1960'lara kadar bu konu ile ilgili ciddi çalışmaların başlamadığını merak edecekler” sözleriyle açıklayan Feynman, minyatürize edilmiş enstrümanlar ile nanoyapıların ölçülebileceği ve yeni amaçlar doğrultusunda kullanılabileceğinin altını çizmiştir. Feynman’ın başlattığı bu akım, günümüze kadar müthiş bir hız ve bilgi birikimi ile devam etmiştir.
Nanoteknoloji artık akademi, kamu ve sanayinin gündeminde olan önemli bir konu. Çok sayıda gelişmiş ülkenin konuyla ilgili yol haritası belirlendi, bu alana yapılan yatırımların boyutları her yıl artıyor. Türkiye’nin ise bu konuda nasıl bir yol haritası çizmesi gerektiği ve nanoteknolojinin yaratacağı sanayi devrimine kimin liderlik edecegi henüz kesinleşmedi. Kamu, sanayi ve üniversitelerin birbirinden beklentileri var. Ancak hızla gelişen bu yeni teknolojiye hakim olmak için fazla zaman yok. Türkiyenin üc öenmli aktörüyle bu konuyu hemen gündemninde üst sıralara taşıması gerekiyor. Çünkü birçok alanı değiştiren bu teknolojinin bilgisini elinde tutanlar, geleceğin teknolojilerine de hakim olacaklar.
Türkiye ne durumda?
ABD’de doğrudan başkana bağlı olarak yürütülen nanoteknoloji çalışmaları, ülkemizde 2005 yılından buyana devlet tarafından desteklenmeye başlandı. Devlet Planlama Teşkilatı 2005 yılında, Bilkent üniversitesi’nde ulusal bir nanoteknoloji merkezinin kurulmasına karar verdi. İlk etapta 11 milyon TL kaynak aktardı. Bu kaynaklarla 2007 yılında Ulusal Nano Teknoloji Merkezi (UNAM) 5000 m2 bir binada 100 milyon TL harcama ile hizmete açılmıştır. Amerika’da Stanford Üniversitesi öğrencilerinin 1951’de kurduğu Stanford Araştırma Parkı, “zenginlik fabrikası” denilen Silikon Vadisi’nin oluşumunu sağladı. Stanford’da yetişen öğrenciler Vadi’de kendi işletmelerini kurdu. Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulan Ulusal Nanoteknoloji Merkezi’nin hedefi de burada master, doktora yapan öğrencilerin teknoparklarda kendi nanoteknoloji işletmelerini kurmaları.
Nano teknoloji araştırmalarının pahalı olması, gelişmiş ülkelerde kaynakların bir yerde toplanıp ortak projelerle ulusal kullanıma açılmasına sebeb olmuş, 2006 yılında faaliyete geçen ABD enerji bakanlığının desteklediği beş nanoteknoloji araştırma merkezinin herbiri için 100 milyon $ kaynak harcanmıştır. Ülkemizde UNAM’ın dışındaki nano teknoloji araştırmalarında kullanılan cihazların hem kalite hemde sayı açısından yetersiz olduğu ve cihaz altyapısı tamamlanmadan, nanoteknoloji araştırmalarının her zaman cılılız kalacağı konunun yetkilileri tarafından belitilmektedir.
Son zamanlarda Türkiyede nanoteknoloji konusunda araştırmaların arttığını ama diğer gelişmiş ülkelere göre biraz geç kaldığımız düşünülebilir. Ayrıca sanayide ve üniversitede bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Çünkü nanoteknoloji hayatımıza giriyor ve Türkiye üniversitesi, sanayisi ve devletiyle bu konuyu herzamankinden çok daha ciddi bir şekilde ele almak zorunda. Projelerin sanayide uygulamaya geçebilmesi için bir kuluçka süresine ihtiyaç vardır. Bu tür çalışmalar için bilgisayar üzerinde bir ağa ihtiyaç vardır. Nanobiyoloji ve nanoteknoloji üzerine ag kurma çalışmaları olmuş ama resmi yollardan böyle bir ağ kurulamamıştır. Türkiyede nanoteknoloji alanında bugüne baktığımızda ciddi bir birikim var. Ulusal düzeyde yapılan toplantılarda çok ciddi çalışmalar sergilenmektedir. Yüksek sayıda araştırmacı bu alanda yetişmeye başlıyor. Çünkü nano teknoloji, disiplinler arası bir alan ve bugun baktığımızda herhangi bir mühendislik bilimi alanının içinde rahatlıkla yer alabiliyor.
Bu kişilerin ve yada grupların tek tek yapabileceği bir şey değil. Türkiye’nin topyekün bir yol haritası çıkarması gerekir. Ama önce bir vizyonun konması ve o vizyona uygun bir stratejinin oluşturabilmeai için düzgün bir ağ yapılanması gerekiyor. Bütün Türkiyeyi birleştirici, aynı tabanda, çok kutupluluğu önleyici bir yapı olmalıdır. Ulusal nanoteknoloji hareketi’ni tamamen bir sivil toplum hareketi gibi oluşturabiliriz. Bunun için bu alanda emek vermiş Profesör, sanayici, ilgi duyan birçok kişiyi bir arada toplayıp bu alanda bir hareketlilik sağlayabiliriz. Devlet planlama teşkilatı projelere güzel olanaklar sağladı. Türkiyede nanoteknolojinin altyapısının oluşması için yıllarca üniversiteleri destekledi. TÜBİTAK bu alanda projelere verdiği bilimsel desteklerle bu alanda bir hareketlilik yarattı. Ama bir yandan da sanayi ile beraber ne yapılabilir sorusunun iyi yanıtlanması gerekiyor. Bir ağ üzerinde oluşturulacak ortak platformlarda biraz da sanayinin ön plana çıktığı yol haritaları desteklenmelidir.
Her bilim alanında nanoteknolojiyle ilgili bilgiyi sanayide birleştirirsek oluşacak ticari fırsatların ucunu bucağını görmek mümkün değil. Kısa zamanda o kadar çok gelişme oldu ki bu gelilmelerden çok fazla ürün ortaya çıkacak. Dolayısıyla inovasyon çok önemli bir alan oluşturuyor. Kurulmuş olan altyapılar, doğru bir yol haritası ile, entegre bir mantıkla belli bir seviyeye çıkartılabilecek olursa ülkemize inanılmaz bir fırsat doğuracak. Amerika, Japonya, Rusya gibi ülkelerin hepsi nanoteknolojiyi ulusal politikalarının bir parçası haline getirdiler.
ABD’de sanayi üniversite işbirliği.nasıl sağlanıyor?
ABD’de üniversitede iyi bir buluş varsa özel sektör ile birlikte çalışılıyor. Bu bağlantıyı ise üniversiteler bünyesinde kurulan teknoloji transer ofisleri sağlıyor. Önemli olan konular öne çıkarılıyor ve patentleri alınıyor. Üniversite patentin sahibi olurken bilim adamı da bir kısmına ortak oluyor. Özel şirket ise bu patentin lisansını satın alıyor ve karını üniversite ve bilim adamı ile paylaşıyor. Dolayısıyla üniversitenin bir geliri oluyor ve araştırmacılar da para kazanıyor. Üniversiteye giren bu parayla da daha iyi patent olmak için yeni laboratuvarlar kuruluyor, araştırmacılara destek olunuyor. Türkiyede ise teknoloji transfer ofisi yok. Bunun başlatılması gerekir. Bu nedenle araştırma sonuçları çok güzel olsa bile sanayiye aktarmak güçleşiyor.
Doğru ürünler ve doğru teknolojiler sunulduğunda sanayi herzaman kulak kabartıyor. Bu işte para olduğu kokusunu alınca daha da konunun üzerine gidilecektir. Sanayiye düşen görev ihtiyaç duyduğu konuları üniversitenin önüne doğru ittirmelidir. Beklerse üniversitedeki konuların kendisine gelmesi Türkiyede teknoloji transfer ofisleri olmadığı için uzun sürebilir.
Nanoteknoloji konusunda hangi ülke ne yapıyor?
Bilimde elde edilen gelişmelerin ve varılan sonuçların, nonometre boyutlarında malzemenin teknolojiye ne kadar büyük olanaklar kazandırabileceği görülmüştür. Otomotiv ve benzeri imalat sanayilerinde, kar marjlarının düştüğü ABD’de iktisatçılar bu olanakları herkesten önce görüp Başkan Clintonu etkileyerek, nanoteknolojiyi öncelikli alan ilan ettirdiler. 1997 den itibaren konu bütün dünyada hızla gelişti. Şimdi nanoteknoloji, bilgisayar devrimini izleyen ve 21. Yüzyıla damgasını vuracak bir teknoloji devrimi olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda ABD, Japonya, Avrupa Birliği, Kore, İsrail gibi gelişmiş ülkelerde her biri 100 milyon $ ve üzerinde hacama yaparak çok sayıda ulusal araştırma merkezi kuruldu. Harward, Cornell, Stanfort gibi dünyaca tanınmış 13 üniversitede ABD’nin Milli Bilim Vakfı, nanoteknoloji merkezleri kurdu.
ABD Enerji Bakanlığı sadece 2006 yılında Argonne, ONR, Brookhaven, Sandia, Lawrence-Berkeley’de beş ulusal nanoteknoloji merkezi kurdu. İşletme bütçeleri Enerji Bakanlığınca karşılanan bu dev araştırma merkezleri, ABD ünlü üniversitelerince yönetiliyor. Amerikan silahlı kuvvetleri, MIT üniversitesinde nanoteknolojinin askeri uygulamaları için çok kapsamlı bir araştırma enstitüsü kurdu. Bu enstitü MIT tarafından işletiliyor ve burada Amerikan ordusunun 2020 yılı için teçhizatı geliştiriliyor. ABD yıllık toplam 60 milyar $ AR-GE bütçesi vardır. Bu kadar yatırım yapan ABD’de 2015 yılında nanoteknoloji ürün satışlarının 3 trilyon $ geçmesi bekleniyor. Başkan Bush 2005 yılından itibaren 4 yıl süre ile nanoteknoloji alanında gerçekleştirilen araştırma ve geliştirme projelerinde kullanılmak üzere 3,7 milyar $ tutarında fon ayrılmasını onaylamıştır.
Basel üniversitesinde kurulan İsviçre Ulusal Nanoteknoloji Merkezi’ne federal hükümet her yıl 10 milyon İsviçre frangı kaynak sağlıyor. Kanada’da National Instutite for Nanotechnology benzer şekilde kuruldu. Ayrıca Avrupa Birliği birçok üniversitede, birlik ülkelerine hizmet vermek üzere nanoteknoloji merkezleri kurdu.
Rusya parlementosu Duma tarafından geçen temmuz ayı başında onaylanan kanuna göre Rusya, 2015 tarihine kadar 7 milyar $ kaynağı nanoteknoloji araştırmalarına aktaracak.
Çin ise bir milyon nano teknoloji uzmanı yetiştirmek üzere yeni bir program başlattı. Çin’in geliştirdiği nanoteknoloji tabanlı tekstil ürünleri geniş yankı uyandırdı. İsrail nanoteknoloji uygulamalarına beşyıl için 230 milyon $ ayırdı.
Güney Afrika Birliği’nin nanoteknoloji araştırmalarına ayırdığı kaynak 170 milyon $. Avrupa birliği 7. Çerçeve programında, malzeme bilimi ve nanoteknolojiyi öncelikli alanları arasına alarak 4,8 milyar Euro kaynak ayırdı. Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, yerel ticaret ve sanayi kuruluşlarını desteklemek üzere “İnstitute of Nanomaterials and Nanotechnology” için 100 milyon $ ayırdı.
Gelişmiş Ülkelere paralel olarak, gelişmekte olan ülkelerde de ulusal nanoteknoloji merkezleri kuruluyor. İran’da National Nanoscience and Nanotechnology Institute adıyla kurulan enstitüde, araştırma ve eğitim programları başladı. İslamabad’da da benzer bir enstitü kuruluyor.
Bu yeni teknoloji devriminde yerini almak ve gelişen pazardan pay kapabilmek için ülkeler adeta birbirleri ile yarışıyor; çünkü ülkeler bu teknoloji devrimini kaçırmanın bedelinin ne kadar yüksek olacağını çok iyi biliyor. Nanoteknoloji dünyanın her yerinde hızla populer hale gelirken, Türkiye’de önce bilim çevrelerinde, daha sonra sanayi kuruluşlarında önemi vurgulanmaya, medyada yer almaya başladı. Bazen bilinen teknolojiler, önüne “nano” kelimesi eklenerek bir anda nanoteknolojiye dönüştürüldü. Türkiye 2007 yılında Devlet Planlama Teşkilatının da desteği ile Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezini açtı. Nanoteknoloji öncelikle malzeme ve biyoteknoloji alanlarında gelişecek 10-15 yıl sonra da elektronik ve özellikle moleküler elektronikte ağırlığını hissettireceğini yetkililer söylemektedirler. Nanomalzemenin olağanüstü özellikleri hemen hemen her alanda; savunma sanayinde, tekstilde, otomotiv sanayinde, inşaatta, yeni tedavi yöntemlerinde ve ilaç sanayinde devrim yaratacaktır.
Nanoteknoloji Açısından Bilim ve Sanayi Politikamız
Artık bilim ve teknoloji politikamızda bir paradigma değişikliğine gitme zamanı gelmiştir. Teknoloji transferinden vazgeçip, ihtiyacımız olan teknolojiyi ortaya çıkaracak bilimi kendimiz, ülkemizde üretmek zorundayız. Baş döndürücü bir hızla ortaya çıkan ve gelişen yeni teknolojilere yaptığımız araştırmalarla katkı sağlamalıyız. Yakın, orta ve uzun vadede sonuçlar alabileceğimiz kritik alanlar belirlenmeli (bu alanların başında nanoteknoloji gelmektedir), kaynakların ayrılmasında bu alanlara öncelik verilerek, ihtiyacımız olan beyin gücü ve altyapı hazırlanmalıdır. Aksi takdirde, yüksek teknolojiye ödediğimiz miktar gittikçe artacak, ülkemizin kaynakları yetersiz hale gelerek gün geçtikçe daha fakir bir ülke haline geleceğiz. Üretim maliyeti 10 YTL’i geçmeyen kalp damarlarına takılan bir stent için 10.000 YTL ödeyen bir çiftçimiz, 7 ton kiraz ihraç ederek bu parayı denkleştirebilecektir. Devamlı kullanmak zorunda olduğumuz bir kutu kanser ilacını almak için her seferinde 5 buzdolabı satmak zorunda kalacağız. Önümüzdeki yıllarda nanoteknolojiye yatırım yapan ülkeler ayakta kalacaklar milli birliklerini koruyabileceklerdir.
Tekstil Sanayi
Hala emekleme evresinde olmasına rağmen nanoteknoloji tekstilde kendini şimdiden hissettirmeye başladı. Bu yeni teknoloji tekstil üreticilerine yüksek performans elyaf üretiminde yeni metotlar sunmaktadır. Bu uygulamaların bazı kullanım amaçları anti-bakteriyel, alev almayan ve kir tutmayan elyaf üretimi olarak gösterilebilir. Bu uygulamaların hepsi mevcut tekstil altyapısını kullanarak ve kumasın verdiği hissi değiştirmeden kolaylıkla uygulanabilmektedir. Nanoteknoloji tekstilin çok fonksiyonel olmasına olanak sağlar. Mesela tekstilin nanometre seviyesindeki en üst katmanı plazma teknolojisi ile modifiye edilmektedir. Bu teknik kumaşa mantar tutmayan ve suyu iten özellikler kazandırılmaktadır. Suyu iten kumaşlar sayesinde kirlenme engellendi. Üzerine bir bardak meyve suyu dökülen nano kumaş, suyu iterek kirlenmeyi engelliyor Diğer ilgi duyulan alanlar arasında kursun geçirmezlik, sensorlar ve kamuflaj sayılabilir. Tekstilde kullanılan malzemelere nanometre boyutlarında farklı özellikler kazandırılması ürünlere gelişmiş özellikler kazandırdı. Çorap ipliğinin gümüş parçacıklarla katkılandırılması sayesinde çorap içersinde bakteri ve mikrop barınması engellenerek, ayak kokusunun önüne geçildi. . Katma değeri yüksek nanoteknoloji tabanlı akıllı tekstil ürünleri, en önemli ihracat kollarımız arasında yer alan tekstil endüstrisine bambaşka bir soluk aldıracak.
Tekstil Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden olduğu için bizim şirketlerimizin bu yeni teknolojiyi kullanmaları marketteki yerlerini korumak için büyük önem arz etmektedir. Eğer Asya ülkelerinin bu teknolojiye büyük yatırımlar yaptığını düşünürsek, Asyalı tekstil firmalarının çok yakında nanotekstil ürünlerini piyasaya süreceklerini söylemek hayalcilik olmaz.
Cam Sanayi
Cam sanayi günden güne rekabetçi pazar dinamiklerinden daha çok etkilenmekte ve buna bağlı olarak bir inovasyon yarışının içine girmektedir. Böyle bir ihtiyaç müşteri taleplerinde yaşanan radikal değişimede atfedilebilinir. Bu bağlamda nanoteknoloji bir can simidi olarak tasavvur edilebilir. En yeni nanoteknoloji uygulamaları sayesinde camın bir çok yapısal özelliği (ısı yalıtımı, iletkenlik, yansıtırlık, vb.) iyileştirilebilir. Ayrıca camın yapısına “kendi-kendine temizleme” gibi ekstra özelliklerin kazandırılması da mümkün olabilir.
Türkiye’deki cam sanayi sektörü ülkenin küresel anlamda başı çeken bir kaç sektöründen biridir. Son yıllarda hem yıllık toplam üretim miktarlarında, hem de ihracat rakamlarında yakalanan düzenli artış eğilimi bu iddiayı destekler niteliktedir. Dolayısıyla, cam sektöründe hızlı ürün gelişimini hedefleyecek yeni yatırımlar olmasını beklemek hayalcilik olmayacaktır. Böyle bir ortamda nanoteknoloji uygulamalarının yerli üreticilere küresel piyasalardaki acımasız rekabetçi ortamında daha mücadeleci olabilmeleri için çok büyük avantaj sağlayacağı şüphe götürmez bir gerçektir.
Seramik Sanayi
Geleneksel seramik malzemeleri çok bilinen bir teknolojiyle çok farklı tüketim ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde çalışmaktadır. Bu argümandan daha ileri teknoloji malzemeler için bir talep olmadığı anlamı çıkarılmamalı; aksine giderek artan bir şekilde “yeni malzeme tasarımı” konusunda karşı konulamaz bir ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Yeni tür malzemeler genellikle inorganik maddelerin ultra-ince boyutlarda saklanır hale getirilmesiyle elde edilirler ve bunların işlenmeside geleneksel üretim teknolojisinden çok daha karmaşık bir mühendislik ve teknik birikim gerektirmektedir. Günümüzde nanoteknolojinin en parlak yüksek teknoloji uygulamalarının yadsınamaz kaynağı olduğu düşünülürse; seramik sanayisindeki gelişmelerinde bu konuya kritik bir şekilde bağlı olduğu açıkça ortadır.
Türkiye seramik sanayisi dünyadaki önde gelen isimlerden birisidir. Dolayısıyla geleneksel olarak iş süreçlerinde sürdürülebilir bir iyileştirme çalışması “olmazsa olmaz” bir detay olarak yer almaktadır. Bu çalışmaları yaparken mevcut teknolojilerden yararlanılmaktadır, ancak nanoteknoloji uygulamalarına gereken hassasiyet henüz verilmemiştir. Dünyadaki rakiplerin bir kısmının halihazırda nanoteknoloji uygulamalarını üretim tekniklerine dahil etmiş olması yerli firmalarımızı küresel pazarda ciddi anlamda tehdit etmektedir. Buna bağlı olarak, yerli üreticilerin bu riski çok geçmeden fark edip acil önlemler almaları çok büyük bir önem arz etmektedir.
Otomobil Sanayi
Yüksek verimlilikli ve yüksek performanslı materyallere olan ihtiyacın artması ve artan güvenlik ve emisyon standartları otomobil üreticilerini nanoteknoloji gibi yeni teknolojilere yöneltmiştir. Nanoteknolojiyi kullanarak, otomobil endüstrisi yeni büyüme potansiyeli ve gelişme momentumu yakalayacaktır.
Endüstri nanoteknolojiyi kullanarak masrafları, özellikle boyalar ve kaplamalarda, düşürebilirler. Örnek olarak nanomalzeme kaplamanın bir katmanı, muadili normal kaplamanın üç katmanıyla aynı özellikleri taşımaktadır. Ayrıca, nanomalzemelerin ileride katalitik konvertörde kullanılan az bulunan metallerin miktarını düşürebileceği ve 2010 yılına kadar yaklaşık 1 milyar dolar tasarruf sağlayacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye’deki otomotiv endüstrisi çok hızlı büyümektedir. Yabancı üreticiler yeni fabrikalar açarak üretimlerini arttırmaktalar. Bu yüzden yerli araba parçası üreticileri satışlarını her gün biraz daha arttırmaktadırlar. Yakın gelecekte, otomotiv üreticileri pazarda rekabetçi kalabilmek için nanomalzeme teknolojisini kullanarak otomotiv parçaları üreten yerli firmalar arayışına girecektir demek varsayımın ötesine geçmiştir. Bu yüzden yerli üreticilerin çok geç olmadan nanoteknolojiye yatırım yapmaları artık bir mecburiyet haline dönüşmüştür.
1 Haziran 2009
Alahattin Öztekin / İMED İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi