|
Sevgili İMED 'liler,
24 Kasım 2001 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul kararıyla iki yıllığına yönetime seçildik. Bu dönemde derneğimizi, imkanları ve fırsatları ölçüsünde Sivil Toplum Kuruluşu olarak en iyi şekilde temsil etmeye ve üyelerimize faydalı olmaya çalıştık. Zaman hızlı geçmekte... Mevcut Yönetim Kurulu olarak 15 Kasım 2003 tarihinde yapılacak olan Olağan Genel Kurulla iki yıl için yeni görev alacak arkadaşlarımıza bayrağı teslim edeceğiz. Yeni dönemde görev almak isteyen değerli üyelerimizin bizlerle temasa geçmeleri, Genel Kurula kadar yapılacak olan yönetim kurulu toplantılarımıza katılma imkanları sağlanarak derneğimiz ve faaliyetler hakkında bilgilenmeleri sağlanacaktır. Genel Kurulumuz'un İMED 'e yakışan coşku ve düzeyde geçeceğini ummaktayız.
Faaliyet raporlarımız bundan sonraki bültenimizde yayınlanacak olup, İMED tanıtım CD'sinde de yer alacaktır.
Yaşam Üzerine...
Hayatı nasıl tanımlarsınız? Çok kolay diye düşünen yanılır; bu çetin bir sorudur. Olasıdır ki kolayca tanımlayabileceklerini sananların çoğu, hayatın ne olduğunu değil, nasıl yaşanması gerektiğini dile getireceklerdir. Değişik kişilerin düşüneceği tanımların ortak noktaları olsa da, epey farklı şeylerin söylenebileceğine şüphe yok. Doğru olduğu iddiasında olmamakla birlikte, şu şekilde tanımlayabiliriz: “Hayat, bir canlının geçici olarak, bireysel bir varlık şeklinde varolduğu sürede algıladıkları, duyumsadıkları ve yaptıklarıdır.”
İnsan hayatı, hayal gücünün rengiyle boyanır. Hayat, etrafında çerçevesi olan kocaman bir tual gibidir. Çerçeve, doğum ve ölüm zamanı ile dünyaya gelinen mekanı belirler. Ama o boş tualin üzerine koyacağımız renkler, çizeceğimiz şekiller bize kalmıştır. Çoğumuzun paletindeki renkler aşağı yukarı aynıdır; ancak, paletten tuale kimimiz kasvetli, kimimiz canlı renkleri aktarır, bazımız uyumsuz, bazımız uyumlu renkleri süreriz. Sonuçta, tualdeki renkler ve biçimler iç dünyamızın, bakış açımızın yansımalarıdır. Aynalar yalan söylemez derler ya, tualde gördüklerimiz hoşumuza gitmiyorsa, fırlatıp atmakla ondan kurtulamayız. Kendimizi değiştirip, özlediğimiz kişi olmadıkça, sonraki tualler de hep birinciye benzer. Hayatta tercihlerimizin önemli yeri olsa da, tercihlerimiz pratikte sonsuz, hatta çok sayıda değildir. Bu nedenle yaşamın büyük bölümü bize verilenler, daha küçük bölümü ise bizim yaptıklarımızdır. Yine de, ölürken nasıl yaşamış olmayı isteyeceksek, yaşarken onu sağlayacak duruşla durmalı, seçim ve eylemlerimizi o duruştan üretmeliyiz.
İnsanların büyük çoğunluğunda hayatta alabildiğini almak arzusu vardır. Acaba bizler aslında alabileceğimizi almak için mi, hayata verebileceğimizi vermek için mi buradayız? Belirli bir düzeyden bakabilmeyi becerirsek, sanki Hayat'ın bizden istediği, verebilece-ğimizi esirgemeyip, onu yerine getirerek kokumuzu vermemizdir. Bu ise bir anlamda, yaşamın sırlarından birini uygulamak, yani hoşlandığımız şeyleri yapmak değil, yapmak zorunda olduğumuz şeylerden hoşlanmaya çalışmaktır.
Gerçekte de, daha işin en başında, hayata gelmek bir tercih değildir. Kişiler olarak hayatı biz seçmeyiz, hayat bizi seçer. Doğum ve ölüm doğada sürekli yer aldığı için, ikisi de doğal, ancak aralarında önemli fark vardır. Kişisel bazda doğum doğal, ama aynı zamanda rastlantısal ve şans işi. Zira belirli bir kişinin doğması zorunlu değil. Halbuki her canlı mutlaka yok olacağına göre ölüm doğal bir zorunluluk. Bu yüzden, hayatımız son bulacak diye hayıflanmak yerine, hiç başlamayabilirdi, dünyaya gelmeyebilirdik, ama geldik ve yaşam denen olguyu tattık diye sevinelim.
Uzun bir yürüyüştür yaşam... Nasıl yolculukta atılan her adım menzile biraz daha yaklaştırırsa, kişi geçen her günle kaçınılmaz son “şimdi”ye daha yaklaşır. Küçükken bir an önce büyümek, okulu bitirmek, iş sahibi olmak, çoluk çocuğa kavuşmak isteriz. Bunlar gerçekleştikten sonra ise geriye dönmek ister, en azından ona hasret duyarız. İlk yarıda, ikincisinin gelmesi beklenir. İkinci yarıda ise birincisinin geri dönmesi özlenir. Her insan bir şeylere bir an önce kavuşmak için zamanın geçmesini ister. Zira arzulanana erişiriz ama aslında bu arada onun tadını çıkarma süremiz azalmış olur.
En uzun insan ömrü bile evrenin ömrüne kıyasla çok, çok kısa olduğundan, ömrün uzunluğu ikinci derece öneme sahip. Kişinin hayatının uzun olmasından fazla, yaşamının kalitesi ve yoğunluğu önemlidir. Peki kaliteyi ve yoğunluğu ne etkiler veya belirler? Yaratıcılık, kendini gerçekleştirme, evrenin parçası olduğunu duyumsama ve onunla bütünlük bilinci, sağlık, erdemler ve ahlak, hayatı kaliteli yapan şeyler. Huzur ve mutluluğun sayılanlar arasında yer almadığı dikkat çekmiştir. Ama onlara yer verilmemesinin nedeni sanırım gayet açık. Sayılan etkenler varsa, huzur ve mutluluk onların doğal sonucudur.
Sevim ÇAVDARLI isimli bir hanımın, yaşam kalitesini çağrıştıran, ilginç bir yazısında özetle: “ Tüm hayatınızı hiç aralıksız bir film şeridine kaydet-seniz binlerce metre yapardı. sonra bunu siz dahil, sıkılmadan izleyecek kimse bulamazdınız. İzlenmesi için seyredende bir tat, akılda kalacak bir şeyler olması lazım. Hayatımızın filmini bir montaj masasına koysak ve gereksiz, anlamsız, renksiz, nedenini ve hedefini bilmeden yapılmış sayısız tekrar ve benzer ne varsa kesip atsak, masadan kalkıldığında ortaya kaç zaman birimlik film çıkar? Ne anlatılır? Bu filmi nasıl değiştir-mek isterdiniz? Orjinal filmden ne kadar çok şey alıkoyarsak, hayatımız o denli yaşanmaya değermiş demektir. Kesilip atılanlar, tekrarlar, dolgu malzemesi ve sıradan olayların kaydedildiği metreler ne kadar fazlaysa, o hayatta o ölçüde kalite ve renk eksikliği vardır”. Sahi, bizler kendi hayat filmimizin yüzde kaçını makaslardık acaba?
Yaşamın ne olduğu kişiden kişiye değişir. Genelde yetiştiği ortam, parçası olduğu toplumun kültürü, kişinin gelişmişlik düzeyi, eğitimi, görgüsü, sahip olduğu olanaklar, hedefleri, beklentileri, hayatın anlamı üzerindeki düşünceleri, yani hayat felsefesi, insanın yaşam hakkındaki fikirlerini etkiler, belirler. Bir tek şey söylemek yeterli. İki adam hapishane parmaklıklarından dışarıya bakmışlar. Birisi gökteki yıldızları görmüş. Diğeri yerdeki çamuru...
Nedir HAYAT? Hayat bir meydan okumadır, göğüsleyin onu... Hayat bir hediyedir, kabul edin... Hayat bir maceradır, atılın... Hayat üzüntüdür, yenin onu... Hayat bir tragedyadır, yüzleşin onunla... Hayat bir görevdir, yerine getirin... Hayat bir oyundur, oynayın... Hayat bir gizemdir, anlayın onu... Hayat bir şarkıdır, söyleyin onu... Hayat bir fırsattır, yakala-yın... Hayat bir yolculuktur, tamamlayın onu... Hayat bir vaattir, yerine getirin... Hayat bir güzelliktir, övün onu... Hayat bir çabalamadır, savaşın onunla... Hayat bir başarıdır, elde edin... Hayat bir bulmacadır, çözün onu...
Sevgi ve saygılarımla,
Zeki OZKAN
Genel Başkan
|