|
| ||||
MART-MAYIS
2002
SAYI:190
|
Mezuniyet Töreni'ne Katılımınızı Bekliyoruz Tüm mezunlarımızı, gerek yeni mezun olacak arkadaşlarımıza “Aramıza Hoşgeldiniz” demek gerekse yıllar sonra bir araya gelip hasret gidermek ve anıları yeniden tazelemek için 6 Temmuz 2002 günü gerçekleştirilecek Mezuniyet Törenini onurlandırmak üzere Avcılar Kampüsüne bekliyoruz. Gerek Genel Başkanımız Sn. Zeki ÖZKAN'dan özel ricasını yerine getirmek gerekse diğer dönem mezunlarına da örnek göstermek açısından İMED İzmir Şubesi Başkanı Sn. Fikret AYTEK'in dönem arkadaşlarına gönderdiği “Mezuniyet Töreni sırasında ve sonrasında birlikte olma daveti”ne ilişkin mektubunu yanda aynen yayınlıyoruz. Gece 2. Dönem B. Bölümü arkadaşlarıma; İşletme İktisadı Enstitüsü'nden mezuniyetimizin 25. yılı dolmuş oluyor. Uzun yıllar görüşemedik. Birlikteliğimizi yaşamak, bazı anılarımızı paylaşmak için Temmuz ayı ilk hafta sonunda “Avcılar Kampüs”te yapılacak enstitümüz mezuniyet diploma töreninde birlikte olalım. Akşamı içinde Yenikapı'da yemekte buluşalım. Hepinize en içten sevgi ve saygılarımı sunarak katılımınızı bekliyoruz. Saygılarımla Arkadaşlarımın Duyguları Adına Fikret AYTEK İMED İzmir Şube Başkanı İRTİBAT TELEFONU 0232 365 04 93 - 0535 221 29 91 Müzikli Toplantılarımız Devam Ediyor Dernek Lokalimizde her ayın ikinci Perşembe gecesi düzenlenen “Müzikli Toplantılarımız” üyelerimizin coşkulu katılımları ile devam etmektedir. 30. Dönem Toplantısı İşletmecilik İhtisas Programı 30. Dönem Gündüz Programı Mezunlarının Dönem Toplantısı 10 Mayıs 2002 Cuma gecesi Baltalimanı'ndaki İstanbul Üniversitesi Profesörler Evi'nde gerçekleştirilmiştir. Geceye katılan dönem arkadaşı mezunlarımız uzun süreden sonra görüşme olanağı bulmuşlardır. 25. Dönem Toplantısı İşletme İktisadi Enstitüsü 25. Dönem Gündüz B sınıfı mezunları, 20. mezuniyet yılı kutlamasını 25 Mayıs 2002 Cumartesi günü Ortaköy Yazarlar Evi'nde gerçekleştirmişlerdir. Resim Sergisi Üyelerimizden Bahar Zorer ve arkadaşlarının Deniz Müzesi'nde gerçekleştirilen resim sergisinin 10 Mayıs 2002 tarihindeki açılışında bir araya gelip kendisine destek verdik. Güzel eserleri için kendisine teşekkür ediyor, nice başarılı sergilerinde bir arada olmayı diliyoruz. Enis Fosforoğlu Tiyatrosu Enis Fosforoğlu Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve kadınlarımızın kırsaldan kente karşılaştığı sosyal ve ruhsal durumları bir karamizah anlayışıyla irdeleyen “KADIN OYUNU” adlı kabare 20 Nisan 2002 Cumartesi gecesi saat 21:00'da Kadıköy Belediyesi Halis Kurtça Kültür Merkezi'nde üyelerimizin oluşturduğu küçük fakat içtenlikli bir grup tarafından izlenmiştir. Tiyatro Özgün Deneme Tiyatro Özgün Deneme'nin sergilediği “BİR KADIN BİR ODA BİR SÖZ” adlı belgesel drama türü tiyatro izlencesi, 11 Mayıs 2002 Cumartesi gecesi saat 21:00'de Beyoğlu HİT Kültür Merkezi'nde seyredilmiştir. Yalnız kadının değil biri varlıklı diğeri ise yoksul cinsler arasındaki farklılığın, oturma odasındaki kadınların duyguları eşliğinde sunulduğu eser ilgi ile izlenmiştir. İMED 'e Merhaba Kokteyli Yeni mezun adaylarımıza derneği tanıtmak ve aramıza katılmalarını kutlamak, canlı müzik eşliğinde yeni dostluklar ve dayanışma sağlamak amacıyla üyelerimizin de katılımıyla 17 Mayıs 2002 Cuma gecesi saat 19:30'da lokalimizde düzenlenmiştir. Piknik ve Sucuk Ekmek Partisi Belgrad Ormanı'nda 26 Mayıs 2002 Pazar günü gerçekleştirilen piknik katılımcılara keyif vermiştir. Neşet Suyu Mevkii'nde buluşma sonrası tertemiz havada yapılan yürüyüşü sucuk, ekmek ve şaraptan oluşan piknik yemeği izlemiştir. Çağdaş İnsan Yönetimi Derneğimiz ve Finans Kulüp işbirliğiyle organize edilmiş olan “FİNANS'TA ÇAĞDAŞ İNSAN YÖNETİMİ VE DURUMSAL LİDERLİK” konulu toplantı 28 Mart 2002 günü saat 17:30'da Finans Kulüp Genel Merkezi'nde gerçekleştirilmiştir. Toplantıda Pamukbank T.A.Ş. Genel Müdürü Sn. Orhan DEMİRDAĞ ve MARBAŞ Menkul Değerler Yönetim Kurulu Başkanı ve Aracı Kurumlar Derneği Başkanı Sn. Bedii ENSARİ yanısıra Derneğimiz Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Sn. Yaman ÖZGÜN de ilgi çekici ve sürükleyici bir konuşma yapmıştır. Geleneksel Brunch 9 Haziran 2002 Pazar günü İstanbul Ticaret Odası Vakfı Cemile Sultan Korusu'nda gerçekleştirilmiştir. Doyumsuz boğaz manzarası eşliğinde yenilen lezzetli yemeğin verdiği hazzı gölgeleyen tek husus birlikte izlenen maçta milli takımımızın son dakikalarda yediği şanssız bir golle Kostarika karşısında galibiyeti kaçırması olmuştur. Enstitü Ziyareti Enstitümüzün Taksim'deki Eğitim Merkezi Yönetim Kurulu üyeleri tarafından ziyaret edilmiştir. Ziyaret sonrasında, faaliyetler hakkında karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulmuştur. Verimlilik Bir Yaşama Biçimi, Bir Kültür'dür Yeni dönem faliyetlerimiz içinde yer alan ve 14 Mart 2002 tarihinde üyelerimizin yoğun katılımıyla ilkini gerçekleştirdiğimiz sohbet toplantımızın ilk konuşmacısı Sn. Meral TOPRAK'tı. Meral TOPRAK'ın konuşma metni ve özgeçmişi aşağıda yer almaktadır. Verimlilik Kültürü, insana özgü bir kavramdır. İnsan, yeryüzünde ilk varolduğu günden beri, özünde varolan üretkenlik güdüsü ile çalışmış, çabalamış ve uygarlığın bugünkü düzeyine ulaşmasının tek sanatçısı olmuştur. Verimlilik tanımının özünde, üretkenlik vardır; amaç insanın yararı doğrultusunda ve insan için, eldeki kaynaklarla, en fazla çıktıyı elde etmektir. Kültürün tanımı da bizi insan varlığına götürür. İnsanın maddi ve manevi anlamda doğaya kattıklarıdır kültür... Kültür, içinde insanın varolduğu her şeydir. İnsanın yaşama biçimidir, iletişim biçimidir, sorunları çözme şeklidir, teknik, ekonomik, hukuki, bilimsel, siyasal, ahlaki, mimari, sanatsal, töresel ve estetik tüm değerleri ve yarattıklarıdır. Verimlilik ve kültürün birbirine bu kadar uyması, her iki kavramın da; (1) odak noktasında insanın olması, (2) özünde gerek düşünsel (manevi), gerekse maddi anlamda üretme eyleminin bulunmasından kaynaklanır. Verimlilik, bir yaşama biçimi, bir kültür'dür, daha iyiye ulaşma çabasıdır, insanın gelişmesini desteklemektedir, insanın insan için mükemmeli bulma serüvenidir. Kültür tarihçileri, insanoğlunun hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna, yani yaşayarak öğrendiklerini kültüründe saklayıp yeni kuşaklara aktarma yeteneği ile becerisine bağlı görürler. İnsan, biyolojik uyum gücüyle değil, kültürüyle dünyaya egemen olmuş, varlığını kültürüyle sürdürmüştür. Önce taşları yontmuş, barınaklar yapmış, sonra kesici, vurucu, delici aletler üretilmiştir. Alet, kültürlerin öylesine evrensel özelliği ve ön şartıdır ki; alet yapmayan ya da kullanmayan bir toplum düşünülemez. çağlar bile insanların kullandığı aletlere göre sınıflanmıştır. Taş devri, tunç devri, gibi... Günümüzde teknoloji, eski çağlardaki aletin uzantısıdır. Bilgisayar çağı ve bilgi toplumu olma da böyledir. Verimliliğin gelişmesi, kültürel bir birikimin sonucudur. Günümüzden yaklaşık 4 milyon yıl öncesine gider, evrenin yaradılış destanı. Bazı doğa bilimceleri bunun 10 hatta 15 milyon yıl önce başladığını söylüyorlar... Yine günümüzden yaklaşık 8 bin yıl öncesinde yerleşik tarımsal kültüre geçildiğini ve insanın, topluluklara dönüşmeye başladığını biliyoruz. İlk yazının, Milattan 4 bin yıl öncesine ait, Sümerlerin çivi yazısı olduğu konusunda da bir fikir birliği mevcuttur. İnsanlık bugüne işte böyle bir kültürel miras ve bilgi birikimi ile gelmiştir. Verimlilik Kültürü kavramının çağrıştırdığı iki anlam vardır: Bunlardan birincisi; verimlilik anlayışının kültürel bir miras olarak, geçmişten günümüze nasıl geldiği, nasıl algılandığıdır. Çağdaş dünyanın, çağdaş bir terimidir verimlilik; kökeni, bilimsel yönetimin ortaya çıktığı Taylor dönemine (1900'lere), ya da sanayi devrimine (18. yy sonlarına) kadar ancak gider. ‘Verimlilik = Çıktı / Girdi' olarak tanımlanan verimlilik oranı; kaynakların en etkin biçimde kulanılarak en fazla çıktının elde edilmesi demektir. 1930'larda endüstri mühendisliği gelişmeye başlamasıyla birlikte, özellikle sınai üretimde, en fazla ürünün elde edilmesine yönelik çabalarla birlikte işletme gündeminin baş sıralarına oturmuştur. Ancak insanlığın kültürel mirasıyla birlikte gelen bu olgu, böylesine dar bir tarihsel perspektif içinde yorumlanabilir mi?... Ya da sadece sınai üretimin kalıpları içine hapsedilebilir mi? Verimlilik Kültürü kavramının çağrıştırdığı ikinci anlam, bugün bundan ne anladığımız ve böyle bir kültürün özelliklerinin neler olduğudur ki işin esas noktası da budur. Kültür konusuna biraz yakından bakacak olursak; Kültür; * Bir toplumun maddi ve manevi alanlarda oluşturduğu ürünlerin tümü; yiyecek, giyecek, barınak gibi temel ihtiyaçları ile bunları üretmek için kullundığı araç, gereç ve her türlü teknik, * Dil, din, hukuk, toplum, ahlak, felsefe, politika, bilim, teknoloji, sanat ve estetik alanlarda ürettikleri, * Duygu, düşünce, beceri, inanç, alışkanlık, tutum, davranış ve yaşama biçimlerinin hepsi'dir. Kültürü oluşturan öğeler; birbirinin içine geçmiş bir yığın katmandan oluşur. Bir kişinin, bir işletmenin ya da bir toplumun kültürünü anlayabilmek önce maddi kültür öğeleri olan giyim-kuşam, barınaklar, binalar, yollar, araç-gereçler, kullanılan malzemeler ve üretilen ürünler gibi görünen öğelerden hareketle, kullanılan standartlar, biçimler ve normlardan geçerek, manevi kültür öğelerinin de incelenmesini gerekli kılar. Manevi öğeler, kolayca bilinemeyen, ancak bir dizi gözlem ve analiz sonucu, kismen ortaya çıkabilen; varsayımlar, değerler, ilkeler, tutumlar, töreler, inançlar ve doğlardır. Bir işletme ya da topluluktaki paylaşılan değerler onların ortak kültürünü oluşturur. Paylaşılan ortak değerlere bağlılık, birliktelik ve güç yaratır. İşletme açısından; Kurumsal Kültürü şekillendiren çeşitli faktörlerden söz edilebilir. Bu faktörler, gerek işletme içinden, gerekse işletme dışından gelen etkileşimlerdir. Doğada var olan her şey etkileşimler sonucu oluşmaktadır. Bir işletmenin kültürü, o işletmeyi oluşturan bireylerin kültürlerinin toplamından daha farklıdır, ancak bireylerin kültürleri ile etkileşir... Örneğin merkezi ve otokratik yönetim biçimlerinde, yöneticinin kültürel kimliği, kurumsal kültüre büyük ölçüde yansır. Duyu organlarımız, aklımız ve sezgilerimiz yoluyla, kültürü tam anlamıyla algılayıp, ilişkileri tam bir düzene sokamayız ama, mevcut ilişkileri ve diğer kültürel öğeleri gözlemleyerek; zihinsel düzlemde onu yeniden inşa edip, sonuçlarını sürekli düzelterek kültürel bir değişim yolculuğunaçıkabiliriz. İşte insanoğlunun daha iyiye, daha mükemmele ulaşma arayışları, doğasındaki bu üretkenlik ve verimlilik çabaları ile sürer gider. Verimliliği, bir kültür, bir yaşama biçimi olarak ele aldığımız zaman; bunun birbirinin içine geçmiş bir dizi halkadan oluşan bir süreç olduğunu belirterek, bir model kurabiliriz. Modelin girdisi de çıktısı da insandır. İnsan; zeka, bilgi, beceri, deneyim, stil, yaratıcılık gücü, normları, değerleri ve kullandığı her türlü araçlar ve maddi öğlerle birlikte modelin girdisidir. Verimlilik Süreci, sürekli gelişme ve bilgeliğe doğru uzanan, uzun ince bir yoldur. Süreç, bir deneyim ve öğrenme aşamasıdır. İnsan, yaşamı boyunca süreçlerden geçer ve sürekli değişir; gelişir; daha üst bir bilgi ve öğrenme düzlemlerine sıçrayarak, hem kendisini hem de çevresini geliştirir. Bu süreçteki temel alanlar şunlardır: 1. Üretkenlik: Üretme Eylemi, Deneme, yaratma, insan için daha iyiyi bulma yolunda sürekli çalışma. 2. Kaynak Kullanımında Akılcılık: Zaman, para, enerji, su, malzeme, hammadde, yardımcı madde ve diğer doğal üretilmiş kaynakların israfa kaçmadan akıllı kullanımı. 3. Kişisel Bütünlük ve Ekiple Birliktelik: Kişinin hem birey, hem bütünen bir parçası olduğunun bilincinde olması. 4. Ürün ve Süreç Kalitesi: Üretilen ürünün ve üretim sürecinin giderek daha kaliteli hale gelmesi ve mükemmeli arama. 5. Yenilik: Yeni ürünler, yeni pazarlar geliştirmenin gerekliliği. 6. Yaratıcılık: Yeni yöntem ve teknoloji geliştirilmesi ve bunun insan yararına kullanılması. 7. Etik Değerler: İnsan, toplum, çevre için, sosyal sorumlulukların bilincinde olunması, ahlaki değerlerin korunması ve yüceltilmesi. 8. Estetik Değerler: Üründe, süreçte, çevrede estetik değerlerin korunması ve geliştirilmesi. 9. Yaşam Kalitesi: Yaşamın bir bütün olarak, insan için ve insanla birlikte kaliteli, estetik ve sanatsal hale getirilmesi. Günümüzün bilim ve teknolojisi öyle bir düzeye ulaşmıştır ki, sadece beden işçisi olarak adlandırdığımız mavi yakalılar ile büroda çalışanlar olarak tanımladığımız beyaz yakalılara, üçüncü bir yakalı grubu daha eklenmiştir: Altın Yakalılar ... Bunlar bilgi insanlarıdır... Bilgiyi geliştiren, teknolojiyi daha ileri boyutlara taşıyanlardır bunlar. İnsan kaynağının yetkinlik düzeyi yükseldikçe, insan yaşamını kolaylaştıran, pek çok mekanik-elektronik mekine ve alet , insan gücünün yerini almaya başlamış ve bilgi insanına duyulan ihtiyaç artmıştır. Verimlilik modelimizde tanımladığımız insan tipine en çok uyan, günümüzün bilgi insanının/altın yakalıların özellikleri şunlardır: Bilgi insanı: • Tanımlanmış görevinin ötesine geçer, kendi görevini yeniden tanımlar ve yaratır. • Kendi verimliliğinden kendisi sorumludur. • Vizyonerdir. Gelecekte yaşar. • Sürekli yenilik, gelişme ve öğrenme işinin bir parçasıdır. • Öğrendiklerini sürekli olarak öğretmek zorundadır. • Bilgi insanı, işe, işten öte, bir eğlence, zevk olarak bakar. • Verimlilik halkalarında tanımladığımız; Üretkenlik, kaynak kullanımında, Akılcılık, kişisel bütünlük ve ekiple birliktelik, kalite, yenilik, yaratıcılık, etik, estetik değerler, yaşamın kalitesi için vazgeçilmezdir. Çağımızın hızlı değişimi, bilinen kavramların yeni bakış açısıyla yeniden tanımlanmasını gündeme getirmektedir. İşte verimlilik de bunlardan birisidir. Özellikle bilgi insanının verimliliği giderek önem kazanmakta ve Taylor'un beden işçisinin verimliliğinden çok daha fazla ve çeşitli alanları verimlilik tanımının içine katmamızu gerekli kılmaktadır. Bütün bu değişim ve gelişmelerin geçmişten günümüze uzanan bir Verimlilik Kültürü ve bir birikim sonucu olduğu kesindir.Verimlilik Kültüründeki değişmeler aynı zamanda, her duruma özgü yeni, esnek, stratejik ve durumsal bir yönetim anlayışı ile de birlikte gitmektedir. Sürdürülen tüm çabalar, ideale ulaşma yolunda yapılan mücadele-lerdir. Bu mücadele, Verimlilik Halkalarındaki öğelerden ve özellikle insanın yükselen değerlerden vazgeçilemez. Toplumun önde gelen kişilerinin ve yöneticilerin, verimlilikten ödün vermeme konusundaki yaklaşımları, iş yaşamının, toplumun ve dolayısıyla yaşamın kalitesini yükseltecektir. MERAL TOPRAK - Özgeçmiş 1969 yılı İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, 1970 yılı İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü mezunudur. 1970-1974 yılları arasında İ.Ü. İşletme Fakültesi Maliyet Muhasebesi Bölümü'nde Araştırma Asistanı olrak çalıştı. 1975'de Milli Prodüktivite Merkezi'ne girdi. Bu görevi sırasında çeşitli araştırma, eğitim ve danışmanlık faaliyetlerinde görev aldı. DPT Özel İhtisas Komisyonlarında ve 1981-85 yılları arasında Yüksek Hakem Kurulu'nda çalıştı. 1986-87 ders yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde “Kamu Yönetimi”, 1994-95 ders yılında Marmara Üniversitesi Yüksek Lİsans Programında “Verimlilik” dersleri verdi. Çalışma alanında yayınlanmış 4 kitabı ve makaleleri yanında, çeşitli kuruluşlarda, Verimlilik, Yeniden Yapılanma, Kadro Planlama, İş Değerlendirme, Stratejik Planlama ve Kültürel Analiz konularında yaptığı danışmanlık çalışmaları mevcuttur. 1989 yılından bu yana Milli Prodüktivite Merkezi İstanbul Bölge Müdürlüğü görevini yürüten Meral TOPRAK İngilizce bilmektedir. Bültenimizin bu sayısının içerik açısından oldukça yüklü olması ve sayfa düzeni nedeniyle, ilginizi çekeceğini umduğum Sınai Mülkiyet Kavramları başlıklı yazımın yayımını ertelemek durumunda kaldım. Hepinize iyi tatiller ve esenlikler dilerim. Av. M. Gürcan BÜYÜKÜNAL Yeni Dengeler 4 Nisan 2002 tarihinde 3. dönem İşletmecilik İhtisas Mezunumuz Sn. Prof. Dr. Mahir KAYNAK'ın konuşmacı olarak katıldığı Türkiye'nin Dış Politikası konulu konferans üyelerimizin yoğun katılımıyla İTÜ Maçka Tesisleri'nde gerçekleştirilmiştir. Mahir KAYNAK'ın konuşma metni ve özgeçmişi aşağıda yer almaktadır. İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan dengelerin anlamını kaybettiği, yeni güç dengelerinin nasıl oluşacağının kestirilemediği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bazılarına göre ABD'nin tek egemen olduğu bir yapı sözkonusudur. Başkaları AB, Çin, Rusya gibi güç odaklarından söz etmektedir. Geleceğin nasıl şekilleneceğini tahmin etmeden, güç odakları arasındaki ilişkilerin biçimini belirlemeden, yani bunlar arasındaki mücadelenin hangi araçlarla sürdürüleceğini bilmeden bir tavır almak mümkün değildir. Türkiye'deki hakim düşünce şöyle özetlenebilir:Ülkemiz ekonomik açıdan geri kalmıştır ve dış kaynak olmadan gelişmek mümkün değildir. Gereken kaynağı sağlamanın tek yolu AB ile bütünleşmektir. Aksi halde, iç kaynaklarımız yetersiz olduğu için, geri kalmışlık kaçınılmaz bir kader olacak ve ülkemizin varlığı bile tartışılır hale gelecektir. Bunun anlamlı bir alternatifi yoktur. Bizden istenen ise basit birkaç değişiklikten ibarettir. AB normlarına uyan demokratik bir yapı dışında yapılacak şey yoktur ve bu bir fedakarlık değil bir gelişme olarak algılanmalıdır. Bu çerçeveyi çizenler açısından Türkiye üzerinde farklı güç odaklarının rekabeti yoktur ya da dünya üzerindeki egemenlik paylaşımında yerimiz AB olarak belirlenmiştir ve kimsenin buna itiraz etmesi söz konusu değildir. İkinci Dünya Savaşından sonra egemenlik alanları açıkça belirlendiği ve ilan edildiği halde, Soğuk Savaş sonrasının dengeleri hakkında bilinen pek fazla şey yoktur. Herkes kendine göre bir model oluşturmakta ve bunun geçerliliğini varsayarak düşünce üretmektedir. Bu belirsizlik, var olanın bilinmemesi değil paylaşımın henüz sonuçlanmadığı ve paylaşım sürecinin içinde olduğumuz anlamına da gelir. Bir istikrar değil istikrarsızlık söz konusudur ve yeni denge süregelen mücadelenin sonunda kurulacaktır. Böyle bir durumda hangi seçeneklerin var olduğu, bunlardan hangisinin mümkün ve çıkarlarımıza uygun olduğu belirlenmelidir. Bu, ülkeye hakim olan gücün tekliği ve bir çözümün belirlenmesiyle mümkündür. Oysa ülkeyi yönetenler farklı politikalar izlemekte ve Türkiye güç oyununun bir aktörü değil de bir mücadele alanı gibi görünmektedir. Yani Türkiye, bir bütün olarak, çatışmanın bir yerinde yer almamakta, ülke içindeki güç odakları çatışmanın farklı taraflarında bulunmaktadır. Böyle bir durum AB içinde yer alan veya aday olan başka bir ülkede bu ölçüde belirgin olarak mevcut değildir. Çünkü bunların bulunacakları yer konusunda, kapalı da olsa, bir mutabakat vardır ve bunların bulunacakları yer dengeyi önemli ölçüde bozmamaktadır. Oysa Türkiye'nin bulunacağı taraf ciddi bir avantaj sağlayacaktır ve yeri büyük çatışma veya pazarlıklar sonucunda belirlenebilecektir. Eğer ülkeye hakim olan güç tek olsaydı, hangi tarafı seçmenin daha uygun olacağını tartışmanın bir anlamı olabilirdi. Ama bugünkü gibi ülke bir rekabet alanı olunca, işimiz hangi tarafın kazanacağını tahmin etmekten ibaret kalır. Ayrıca çatışma alanı olmanın yaratacağı hasarlara katlanmak gerekir. Ülkemiz üzerindeki rekabet, kaçınılmaz olarak, rakip tarafların siyasal iktidarın belirlenmesinden ekonomik gücün kimin elinde olacağına kadar bir çok konuda müdahalesine yol açar. Hiç kimse bir makam ve mevkide hak ettiği için gelemez. İnsanların değerlendirilmesindeki tek kriter tuttuğu taraftır artık. Bir çok insan bu çarkın içinde öğütülür, gider. Yapılan işler bir ihtiyacın giderilmesi hizmet etmekten çok tarafların mevzilerini güçlendirmek için yaptıkları operasyonlara indirgenir. Ülkenin uyguladığı bir plan ve proje yoktur buna karşılık her şey çatışanların hamleleridir. Para kazanmak için ekonomik anlamda başarılı bir iş yapmak gerekmez. Para başarının bir ödülü değil, mücadelede kullanılacak bir cephane sayılır ve herkes kendi cephesine yığınak yapar. Günlük hayatın bütün kriterleri değişir. Normal zamanda bir kişinin ölümü bir trajedi sayılırken, savaşta binlerce kayıp yadırganmaz. Artık kurallar değişmiş, her şey çatışma mantığına göre ayarlanmıştır. Bugün hayatımızın her alanında gördüğümüz kuralsızlık, en basit hizmetlerden adalete kadar her alanda hissedilen başıboşluk, insanların ansızın bütün değerlerini, yani din, ahlak gibi toplumsal uzlaşma araçlarını yitirmemiz olarak algılanabilir. Oysa gerçekte toplumsal ilişkilerin niteliği değişmiş ve yeni duruma uygun kurallar uygulanmaya başlamıştır. Bunlar artık çatışmanın kurallarıdır ve acımasızlık, taraf tutma ve karşıdakini etkisizleştirme tek amaç haline dönüşmüştür. Birinci Dünya Savaşında şartlar Osmanlının tasfiyesini gerektiyordu ve uygun politikalar sadece kaybımızı önemli ölçüde azaltabilirdi. Ama bir başarı mümkün gözükmüyordu. Bugünün şartları Türkiye'nin kaybetmesini gerektirmiyor. Hatta bulunduğumuz bölgede etkinliğimizin artması, gerçekleşecek gibi gözüküyor. Bu ortamda ülkemizin sorunlarını irdelemeye çalıştık. Önemli olanın vardığı-mız sonuçlar değil analiz yöntemimiz ve bakış açımız olduğuna inanıyoruz. MAHİR KAYNAK - Özgeçmiş 1934 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu ilde tamamladı. 1948'de başladığı Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1951'de bitirdi ve Harp Okulu'na gitti. 1953'de mezun oldu. 1957'de askerlikten ayrıldı ve 1961'de mezun olduğu İ.Ü İktisat Fakültesinde aynı yıl asistanlığa başladı. 1965'de doktor, 1971'de doçent oldu. 1967-68 ders yılında, Fulbright burslusu olarak ABD'de kaldı. 1971 yılında MİT'e atandı, 1980'de buradan emekli oldu ve 1981'de üniversiteye döndü. 1993 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden İktisat Profesörü olarak emekliye ayrıldı. Evli ve üç çocukludur. Basılmış beş kitabı ve çeşitli makaleleri vardır. Vergi Planlama Araçları 9 Nisan 2002 tarihindeki sohbet toplantımızın konuğu Sn. Hilmi TAKAZ'dı. Hilmi TAKAZ'ın konuşma metni ve özgeçmişi aşağıda yer almaktadır. Sn. Hilmi TAKAZ (Maliye Bakanlığı Eski Gelirler Kontrolörü ve Yeminli Mali Müşavir) “Vergi Planlama Araçları (Vergi Avantajları)” konulu sohbet toplantısında dinleyicileri aşağıdaki konularla aydınlatmıştır. • Verginin planlaması nedir? Kaçınma/Kaçırma kavramları, • Vergi avantajı nedir? • Vergi Kanunlarımızdaki vergi avantajları, • Diğer kanunlardaki vergi avantajları, • İkili vergi anlaşmalarından doğan avantajlar, • Bir kısım finansal planlama metodlarının analizi, • Bazı modellerdeki riskler, • Kredili olarak alınıan hisse senetleri, • Kredi/Vadeli mevduat, • Kar'ı bir sonraki yıla öteleyebilmenin yasal yolu kaldı mı? • Serbest Bölgelirin önemi ve muhtemel sorunlar, • Vergi rekabeti kavramı, • “Vergi Kredisi” kavramı, • Ücretliler için kullanılan/kullanılabilecek avantajlar. HİLMİ TAKAZ - Özgeçmiş 1960 yılında Arhavi'de doğdu. 1983 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede ekonomi yüksek lisansına başladı. 1986 yılında Maliye Bakanlığı'nda Vergi İncelemesi, teftiş ve soruşturma yetkisi ile göreve başladı.1995 yılında Maliye Bakanlığı'ndan istifa ederek özel sektöre geçti. Halen Yeminli Mali Müşavir olarak çalışmaktadır.1994 yılında arkadaşları ile birlikte “Tek Düzen Muhasebe Sistemi” isimli kitabı yayınlandı. DERNEĞİMİZİ TANIYALIM Ülkemizde, profesyonel işletme yöneticiliğini ve çağdaş işletmecilik anlayışını geliştirmek amacıyla 1954 yılında İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi bünyesinde işletmecilik konusunda masler eğitimi veren İşletme İktisadi Enstitüsü kurulmuştur. Enstitünün kuruluşunda ülkemizin önde gelen işadamları , Ford Vakfı ve Harward Üniversitesi'nin katkıları büyüktür.Enstitünün kuruluşunda eğitimci olarak, Nezih Neyzi, Kemal Tosun, Mehmet Oluç, Ali Şakir Ağanoğlu , Zeyyat Hatipoğlu, Feridun Özgür ve enstitü mütevelli heyetinde yer alan Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı gibi ülkemizin önde gelen işadamları maddi, manevi destek sağlamışlardır. Bugün İstanbul Üniversitesi, İşletme Fakültesi bünyesinde yer alan ve 60 yılını idrak eden İşletme İktisadı Enstitünün 13.000'i aşkın mezunu vardır. İşletme İktisadi Enstitüsü Mezunları Derneği ise 1957 yılında enstitümüzün ilk mezunları tarafından İstanbul'da kurulmuştur. Ankara ve İzmir illerinde şubesi olan İMED 'in üye sayısı 3344'tür. İMED 'in ilk başkanı Sedat AKAY'dır. Sırası ile Haluk BORMAN, Daim DEMİRCAN, Necati GÜVENDİ, Besim TİBUK, M. Tevfik PİŞİRİR, Prof. Dr. Erol EREN, Seven SAMİOĞLU, Prof. Dr. İlhan ERDOĞAN, Nuri ÇERİGENÇ, Ömer ACAR ve Osman KAYA başkanlık yapmışlardır. Şu anki İMED Genel Başkanı Zeki ÖZKAN'dır. Derneğimizin halen hizmet vermekte olduğu Genel Merkez ve Lokali 1983 yılında satın alınmış ve 1984 yılında da faaliyete geçmiştir. İMED üyeleri, kamu ve özel sektörde orta ve üst düzey yöneticisi, kendi firmasının sahibi veya öğretim görevlileridir. Ayrıca İMED üyeleri her dönem TBMM'de yer almışlar ve hükümetlerde bakan olarak görev yapmışlardır. İlk akla gelen isimler Sedat AKAY, Ali Şakir AĞANOĞLU, Vehbi DİNÇERLER, Metin EMİROĞLU'dur. Şu an ise TBMM'de Ahmet ZAMANTILI (DSP Tekirdağ Milletvekili), Ali COŞKUN (AKP İstanbul Milletvekili) İMED üyesi Milletvekili olarak bulunmaktadır. Derneğimiz üyelerinin mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamlarına katkı da bulunacak faaliyetleri yürütmektedir.
|